
Enerji dönüşümü artık yalnızca bir çevre politikası meselesi değil; aynı zamanda yatırım hukuku, enerji piyasası düzenlemeleri, çevre mevzuatı, ürün güvenliği, karbon uyumu ve uluslararası ticaret açısından çok katmanlı bir uyum alanı haline gelmiştir. Bu dönüşümün merkezinde yer alan başlıklardan biri de hiç şüphesiz hidrojenin yakıt olarak kullanımıdır.
Hidrojen, özellikle sanayi, ağır taşımacılık, denizcilik, havacılık ve uzun süreli enerji depolama gibi elektrifikasyonun tek başına yeterli olmadığı alanlarda “tamamlayıcı temiz enerji taşıyıcısı” olarak öne çıkmaktadır. Ancak hukuken önemli olan nokta şudur: Hidrojen tek başına otomatik olarak “temiz” veya “sürdürülebilir” bir enerji kaynağı sayılmaz. Hidrojenin çevresel ve ticari değeri, nasıl üretildiğine, nasıl depolandığına, nasıl taşındığına, hangi sektörde kullanıldığına ve yaşam döngüsü sonunda kullanılan ekipmanların nasıl yönetildiğine bağlıdır.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), düşük emisyonlu hidrojenin özellikle çelik, kimya ve uzun mesafeli taşımacılık gibi “zor azaltılabilir” sektörlerde sıfır karbon kullanımı için önemli bir araç olduğunu; ancak yatırım kararlarının sınırlı kalmasının başlıca nedenleri arasında talep belirsizliği, altyapı eksikliği ve regülasyon netliğinin yetersizliğini göstermektedir. Bu tespit, enerji yatırımlarında hukuki öngörülebilirliğin ne kadar belirleyici olduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır.
Hidrojenin yakıt olarak kullanımının sürdürülebilirlik açısından en güçlü yönü, kullanım anında –özellikle yakıt hücresi teknolojilerinde– doğrudan karbon emisyonunu azaltabilmesidir. Bununla birlikte, hukuki ve teknik değerlendirmelerde yalnızca “egzozdan çıkan emisyon” değil, yaşam döngüsü analizi esas alınmalıdır. Çünkü fosil yakıtlardan elde edilen “gri hidrojen” ile yenilenebilir elektrikten elektroliz yoluyla üretilen “yeşil hidrojen” arasında çevresel etki bakımından ciddi fark bulunmaktadır. Bu nedenle güncel düzenlemeler, giderek daha fazla şekilde “hidrojen” yerine “yenilenebilir hidrojen”, “düşük karbonlu hidrojen” veya “RFNBO (yenilenebilir, biyolojik olmayan kökenli yakıt)” gibi sınıflandırmalar kullanmaktadır. Avrupa Birliği’nin 2023 tarihli Delegated Regulation (EU) 2023/1184 sayılı düzenlemesi de tam olarak bu ayrımı normatif hale getirerek, hangi koşullarda hidrojenin “yenilenebilir” kabul edileceğini ayrıntılı biçimde belirlemiştir.
Bu noktada sürdürülebilirlik tartışmasının ikinci boyutu geri dönüşüm ve döngüsel ekonomi meselesidir. Hidrojen çoğu zaman yalnızca yakıtın kendisi üzerinden tartışılsa da asıl hukuki risk alanı hidrojen ekosistemini oluşturan elektrolizörler, yakıt hücreleri, basınçlı tanklar, kompozit depolama sistemleri, güç elektroniği ve kritik hammaddeler bakımından ortaya çıkar. Platin grubu metaller, nikel, özel alaşımlar, kompozit malzemeler ve bazı ileri membran bileşenleri; yatırımın çevresel ayak izi kadar tedarik zinciri güvenliği ve atık yönetimi bakımından da önemlidir. Dolayısıyla hidrojen projeleri, yalnızca enerji lisanslaması veya karbon stratejisi ile değil; aynı zamanda atık yönetimi, tehlikeli madde güvenliği, ekipman ömrü sonu (end-of-life) yükümlülükleri ve ürün uygunluğu ile birlikte ele alınmalıdır.
Avrupa Birliği’nde bu yaklaşım giderek sistematikleşmektedir. AB’nin 2020 tarihli “A Hydrogen Strategy for a Climate-Neutral Europe” başlıklı strateji belgesi, hidrojeni yalnızca bir enerji aracı olarak değil, aynı zamanda sanayi dönüşümü, altyapı, sertifikasyon ve yatırım güvenliği ekseninde ele almaktadır. Strateji, hidrojen pazarının büyümesi için yalnızca üretim kapasitesinin değil, aynı zamanda sertifikasyon, talep yaratma, altyapı ve sürdürülebilir finansman kurallarının eş zamanlı gelişmesi gerektiğini vurgular.
Bu çerçevede AB’nin en kritik hukuki adımlarından biri, Alternative Fuels Infrastructure Regulation (AFIR) – Regulation (EU) 2023/1804 olmuştur. Bu düzenleme, alternatif yakıt altyapısının –özellikle ulaşım koridorları bakımından– zorunlu ve ölçülebilir şekilde yaygınlaştırılmasını hedeflemekte; hidrojen ikmal altyapısını da ulaştırma hukuku ve iç pazar düzenlemeleri içine entegre etmektedir. Başka bir ifadeyle, hidrojenin ticarileşmesi artık yalnızca enerji politikası değil, zorunlu altyapı uyumu meselesi haline gelmektedir.
Benzer biçimde, havacılık ve denizcilik gibi sektörlerde de hidrojenin hukuki statüsü yalnızca “çevreci alternatif” olarak değil, güvenlik ve operasyonel uygunluk açısından ele alınmaktadır. Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO), yakıt hücreli gemiler için ara güvenlik kılavuzları yayımlamış; alternatif yakıt kullanan gemilere ilişkin teknik ve eğitim odaklı standartlaştırma çalışmalarını sürdürmüştür. Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO) da hidrojenin havacılıkta uzun vadeli sıfır karbon kullanım potansiyelini kabul etmekle birlikte, bu alanın halen sertifikasyon, altyapı ve güvenlik açısından gelişim aşamasında olduğunu belirtmektedir. Bu da bize şunu gösterir: Hidrojen yatırımı, sadece enerji hukuku değil; sektör spesifik emniyet ve uygunluk rejimlerine tabi hibrit bir alandır.
Türkiye bakımından ise tablo daha gelişim aşamasındadır. Türkiye’de bugün itibarıyla hidrojeni bütüncül biçimde düzenleyen, lisanslama, sertifikasyon, altyapı, ticaret ve yaşam döngüsü yönetimini tek metinde toplayan müstakil bir “hidrojen kanunu” bulunmamaktadır. Ancak bu durum, alanda hukuki boşluk olduğu anlamına gelmez; aksine parçalı ama büyüyen bir düzenleyici alan söz konusudur. Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefi doğrultusunda enerji dönüşüm politikaları hızlanmış; 2021’de 7335 sayılı Kanun ile Paris Anlaşması’nın iç hukukta onaylanması, hidrojen gibi düşük karbonlu enerji taşıyıcılarının politika alanını güçlendirmiştir.
Türkiye’de hidrojen bakımından en önemli resmi politika belgeleri arasında Türkiye Ulusal Enerji Planı (2022) ile Türkiye Hidrojen Teknolojileri Stratejisi ve Yol Haritası (2023) öne çıkmaktadır. Ulusal Enerji Planı, 2035 yılına kadar doğal gaz karışımında hidrojen kullanımını ve 5 GW elektrolizör kapasitesi hedefini ortaya koyarken; Hidrojen Teknolojileri Stratejisi ve Yol Haritası, hidrojenin sanayi, enerji depolama, ulaştırma ve ihracat potansiyeli bakımından stratejik konumunu tanımlamaktadır. Bu belgeler doğrudan kanun niteliğinde olmasa da yatırımcı açısından son derece önemlidir; çünkü idari yaklaşımın yönünü, teşvik mantığını ve gelecekteki ikincil düzenlemelerin istikametini gösterir.
Bununla birlikte Türkiye’de hidrojen projeleri fiilen şu alanlardaki mevzuatın kesişiminde değerlendirilmektedir: enerji piyasası düzenlemeleri, çevre mevzuatı, iş sağlığı ve güvenliği, basınçlı kaplar ve endüstriyel tesis güvenliği, depolama ve taşıma kuralları, imar ve ÇED süreçleri, atık yönetimi ve gerektiğinde gümrük/ticaret mevzuatı. Özellikle büyük ölçekli üretim veya depolama tesislerinde, yatırımın niteliğine göre ÇED, emisyon, tehlikeli kimyasal yönetimi, yangın ve patlama güvenliği, depolama tankları ve teknik uygunluk denetimleri gündeme gelebilir. Dolayısıyla Türkiye’de hidrojen yatırımı yapmak isteyen yerli veya yabancı şirketler açısından esas mesele, “özel hidrojen yasası var mı?” sorusundan çok, “hangi çok katmanlı mevzuat birlikte uygulanacak?” sorusudur.
Tam da bu nedenle, avukatlık pratiği bakımından hidrojen alanı klasik enerji hukuku dosyalarından ayrılmaktadır. Çünkü burada hukuki danışmanlık, çoğu zaman yalnızca lisans veya sözleşme hazırlamaktan ibaret değildir. Bir hidrojen projesinde genellikle şu sorulara birlikte cevap verilmesi gerekir:
· Üretilen hidrojenin hukuken “yenilenebilir” veya “düşük karbonlu” sayılması için hangi ispat mekanizmaları gerekir?
· İhracat hedefleniyorsa, AB pazarına girişte sertifikasyon ve karbon yoğunluğu doğrulaması nasıl yapılacaktır?
· Tesis ekipmanlarının kullanım ömrü sonunda oluşacak atıklar hangi mevzuata tabi olacaktır?
· Yakıt hücresi veya elektrolizör bileşenleri bakımından geri kazanım yükümlülükleri nasıl kurgulanacaktır?
· Proje finansmanı bakımından sürdürülebilir finansman kriterleri ve taksonomi benzeri ölçütler nasıl etkili olacaktır?
· Tedarik sözleşmeleri ve EPC yapıları, teknolojik performans ve regülasyon değişikliği risklerini nasıl dağıtacaktır?
Özellikle Avrupa ile entegre tedarik zincirlerinde faaliyet gösteren Türk şirketleri için, hidrojen artık yalnızca “geleceğin yakıtı” değil; ihracat uyumu, sınırda karbon düzenlemeleri, yeşil tedarik zinciri uygunluğu ve sürdürülebilir finansmana erişim açısından doğrudan ticari bir konudur. Bu nedenle hidrojen projelerinde hukuki strateji, yalnızca bugünkü Türk mevzuatına bakılarak değil; aynı zamanda AB normları, uluslararası teknik standartlar ve sektör bazlı emniyet kuralları dikkate alınarak kurulmalıdır.
Sonuç olarak, hidrojenin yakıt olarak kullanımı sürdürülebilirlik bakımından önemli bir fırsat sunmaktadır; ancak bu fırsat, ancak doğru sınıflandırılmış üretim, güvenli altyapı, yaşam döngüsü yönetimi ve geri dönüşüm yaklaşımı ile gerçek anlamda “yeşil” hale gelir. Hukuken bakıldığında hidrojen, tek başına bir enerji kaynağı değil; enerji, çevre, ticaret, sanayi ve uyum hukukunun kesişim noktasında bulunan yeni nesil bir regülasyon alanıdır. Türkiye’de bu alan henüz parçalı düzenlemeler ve strateji belgeleri üzerinden ilerlese de özellikle yabancı yatırımcılar ve sanayi oyuncuları için erken dönemde doğru hukuki yapılandırma yapmak ciddi rekabet avantajı sağlayacaktır. Bugün hidrojen alanında asıl değer, yalnızca teknolojiyi erken benimsemekte değil; doğru hukuki çerçeve ile ölçeklenebilir, uyumlu ve ihracata hazır bir proje kurgulayabilmektedir.
Kaynakça:
1. Avrupa Komisyonu, A Hydrogen Strategy for a Climate-Neutral Europe, COM(2020) 301 final, 8 Temmuz 2020.
2. Commission Delegated Regulation (EU) 2023/1184, Directive (EU) 2018/2001’i tamamlayıcı şekilde, yenilenebilir biyolojik olmayan sıvı ve gaz yakıtların (RFNBO) üretimine ilişkin Birlik metodolojisini belirleyen düzenleme, 20 Haziran 2023.
3. Commission Delegated Regulation (EU) 2023/1185, RFNBO ve geri dönüştürülmüş karbon yakıtlar için yaşam döngüsü sera gazı emisyonu metodolojisine ilişkin düzenleme, 20 Haziran 2023.
4. Regulation (EU) 2023/1804 of the European Parliament and of the Council, alternatif yakıt altyapısının yaygınlaştırılmasına ilişkin Tüzük (AFIR), 13 Eylül 2023.
5. Avrupa Komisyonu Enerji Genel Müdürlüğü, Renewable Hydrogen.
6. International Energy Agency (IEA), Hydrogen.
7. International Energy Agency (IEA), Global Hydrogen Review 2023.
8. International Energy Agency (IEA), Electrolysers.
9. International Maritime Organization (IMO), Alternative Fuel and Technology Safety Guidelines.
10. IMO, MSC.1/Circ.1647 – Interim Guidelines for the Safety of Ships Using Fuel Cell Power Installations, 15 Haziran 2022.
11. International Civil Aviation Organization (ICAO), Innovative Fuels.
12. ICAO, Green Hydrogen for Aviation.
13. T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Türkiye Hidrojen Teknolojileri Stratejisi ve Yol Haritası, 2023.
14. T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Türkiye Ulusal Enerji Planı, 2022.
15. 7335 sayılı Paris Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun, RG: 07.10.2021, Sayı: 31621.
